Tüm duyularımızın bir bütün olarak aynı anda çalıştığı tek eylemdir belki de yürümek. Yürürken istemsizce düşünür, duyar, görür, hisseder, koklar ve tadarız. Kışın bir tohum olarak hayallerimize ektiğimiz mutluluğu yürürken baharın güneşinde hisseder, içimize çektiğimiz havanın tadını bile farklı algılarız. Bu yüzden “yürümek spor değildir” diye başlar Frederic Gros, Yürümenin Felsefesi kitabına. Nihayetinde “Spor teknik, kurallar, puanlama ve rekabet meselesidir, durmadan öğrenmeyi ve çalışmayı gerektirir; duruşları tanımak, doğru hareketleri bir araya getirmektir. Doğaçlama ve yetenek sonra gelir. Spor skor tutmaktır: Hangi sıralamadasın? Zamanlaman ne? Sonuç ne? Tıpkı savaşta olduğu gibi, kazanan ve kaybeden ayrımı burada da mevcuttur. Sporla savaş arasında, savaşta onura, sporda utanca dönüşen bir benzerlik bulunur: rakibe duyulan saygı, düşmana duyulan nefret… Spor marka ve imaj tüketicilerinin üşüştüğ...
Bilginin en büyük güç olduğuna inanır, yeni bilgiler edinmek için yaşar, tarih bilimiyle ilgilenir ve bu doğrultuda içerik üretirim. Öğrendiklerimi paylaşmak için buradayım. Gelin, birlikte bir zaman yolculuğuna çıkalım. Haydi, zaman yolcusu kalmasın!