Ana içeriğe atla

Türklerde Demircilik ve Sarı Irmak Kıyısı Heykelleri /Özgür VİRLAN


                  

 

ÖZ

            Tarihin en eski devirlerinden itibaren madenleri çıkarıp işlemesini bilen Türkler demiri işleyerek bir çok alet edevat yapmışlardır. Bu aletlerden bilhassa dönemin savaş teknolojisi kapsamında yapılan savaş aletlerinden başka sanatsal anlamda da eserler vermişlerdir. Bu eserlerden bir tanesi de bir kısmı halen gün yüzüne çıkarılmamış olan Pujin Köprüsü heykelleridir. Sarı Irmak üzerine inşa edilen ve 8. yüzyıla tarihlenen köprünün ırmak sularının taşması ve debisinin yükselip köprüyü parçalamasının önüne geçmek amacıyla köprünün iki bacağına demir heykeller koyup demir zincirlerle bağlayarak köprünün sağlam bir temel üzerinde durmasını amaçlayan bu yapı döneminin bayındırlık hizmetlerinin geldiği noktadan ziyade Türk demir işlemeciliği açısından son derece önemli bir göstergedir. 

Giriş

         Dünya demir üretiminde 2015 yılı itibariyle; Çin, Avustralya, Brezilya ve Hindistan’ın ardından beşinci sırada yer alan Rusya Federasyonu[1]  2015 yılında çıkardığı 112 milyon tonluk demire olanak sağlayan demir cevherinin bulunduğu bölge Merkez Federal Bölgesi,  Ural ve Sibirya bölgeleri olarak dikkat çekmektedir.[2] Bu noktada Jean-Paul Roux’un, Türkleri yerleştirdiği alanı anımsadığımızda, bilinmeyen bir tarihte Avrasya’nın kuzey bölgelerinin en uç doğu noktaları[3], bize geçmişte eski Türklerin demircilik ile ilgilenmiş olabilme ihtimalini düşündürtmektedir. Bu düzlemde Mircea Eliade: “Demirci öncelikle demiri işleyen biridir ve göçebelik hali –çünkü sürekli ham metal bulmak, sipariş almak için sürekli yer değiştirir- sayesinde başka halklarla içli dışlı olur. Demirci; mitolojileri, ayinleri ve metalürji sırlarını yayan başlıca kişi haline gelmiştir.[4]  ifadesiyle günümüz dünyasının demir madenlerinin çıkarıldığı haritaya bir göz atıp Türklerin tarihi coğrafyalarını düşündüğümüz vakit bu durumun bir ihtimalden ziyade tarihi bir olguya doğru evrildiğini görürüz. Nitekim Altay Dağlarının çeşitli noktalarında rastlanan maden ocakları Türklerin geçmiş devirlerde topraktan madeni çıkarabildiğine ve de madenleri eritip onlara şekil vererek istediği eşyaya dönüştürmüş olabileceğine işaret etmektedir.[5] Türk ülkelerinde eski dönemlerde işletilmiş bırakılmış çok sayıdaki maden ocağı kalıntısı Türklerin madenleri sadece işlemediğini aynı zamanda başka milletlere satmış olabileceğini de gösterir durumdadır.[6]

world-iron-ore-2

(Dünya üzerinde demir üretim miktarlarına göre madenlerin dağılımını gösteren harita)[7]

 

Türklerde Demir Madenciliği

            Türkler, her kültürde görülen bakır, bronz, altın işlemeciliği sonrasında ulaşılan ve son safha olarak kabul edilen demircilik aşamasına diğer toplumlardan çok daha önce geçmiştir.[8] Günümüzde, artık demirciliğin Türkler tarafından tesis edilip, bütün dünyaya buradan yayıldığı bilinmektedir. Nitekim Altay Dağları’nın kuzey kısımlarında yaşayan Türk boyları demircilikleriyle ünlenmişlerdir. Zira; Altay, Ural ve Sayan dağlarında eski Türkler tarafından işletilmiş olan maden ocaklarında bulunan demir aletler ve silâhlar bu durumu kanıtlar niteliktedir. Keza bunun bir göstergesi olarak 17. yüzyılda Ruslar bu bölgeyi ele geçirdiklerinde burada yer alan dağlara “Demirciler Aladağı”, burada kurmuş oldukları şehre de “Demircikent” adını vermişlerdir. Ayrıca eski Türk, Çin ve Arap kaynakları Türklerin atalarını “demirci” olarak belirtir.[9] Yine demircilik Türk destanlarına kadar girmiştir. Bu bağlamda dağlar arasında çoğalıp sıkışan toplulukların buradan çıkabilmek için bir geçitteki demir madenini eritip çıktıkları bilinmektedir. Nitekim bu destan da, Ergenekon Destanı, bir demircinin “Ben bir yer gördüm, orada demir madeni var… Eğer onu eritirsek yol buluruz.” sözleri demir dağı eritilerek dış dünyaya açılan yol bulunmuştur. Ayrıca bu olayın da Türk toplulukları arasında bir bayram olarak sayılması adet olmuştur. Türk dünyasında kurtuluş günü olarak da kabul gören bu günün anısına her yıl ateşte kızdırılan bir demir parçasını önce hanlar, sonra beylerin dövmesi bir gelenek sayılmıştır.[10] Ergenekon Destanı ile hem milli Türk sanatı olarak demircilik, hem de yapılan tören ile dini anlamda bir içerik oluşmuştur. Bundan başka olarak Manas Destanı’nda demir ve demirciye ait konuların işlendiğini biliyoruz. Bu konuda, Manas’ın her sefere çıkışından önce demircisine gidip kılıçlarını ona biletip, silâhlarını ona tamir ettirmesi örnek olarak verilebilir.[11]  

            Kök-Türkler zamanında demirciliğe baktığımızda bu devleti kuran Bumin Kağan ve İstemi Kağan’ın kabilelerinin sanatlarının demircilik olduğunu belirtebiliriz. Ayrıca Kök-Türkler, Kırgız ülkelerinin güney batı bölümünde yaşayan boylarının, Türk ilinde yer alan en iyi çelik cevherini çıkartıp işlemiş ve dış ülkelere satmışlardır. Yine Kök-Türklere ait Türeyiş Destanı içerisinde Kök-Türklerin Altay Dağları civarında demir işleriyle uğraştıkları bilgileri mevcuttur. 568 yılında Kök-Türk ülkesine yola çıkan Bizans heyeti Soğd ülkesinde mola verdiklerinde yanlarına gelen Kök-Türkler kendi ülkelerinde çokça olduğunu söyledikleri demir eşyaları onlara satmaya çalışmışlardır. Keza bu bilgi Çin kaynakları tarafından da doğrulanmaktadır.[12] 

            Uygurlara baktığımızda ise onlar sadece üretim boyutu ile değil, ürettiğini dış ülkelere satma noktasında da madencilikle bilhassa demircilikle uğraşmışlardır. Nitekim Moğollar çelik işlemesini bilmedikleri için demir silâhlarını ve kılıçlarını Uygur Türklerinden karşılamışlardır.[13] Çünkü Uygur Türkleri genel olarak madencilikte özellikle de demir çelik alanında ustalaşmışlardır.[14]

            Bahsettiğimiz bu madencilik faaliyetleri çok eski devirlere tarihlenmektedir. Zira bir araştırmacı, Ömer Kemal Ağar, Türklerin madencilik faaliyetlerini M.Ö 7000’lere tarihlemekte ve de  Altay Dağlarında bu dönemden kalma birçok maden ocağı ile izabe fırınlarını delil olarak göstermektedir.[15] Bu aktarılan bilgilerden sonra kültürümüzün en derin noktalarına kadar işleyen demirciliği kültürümüzde yer alan şu sözle tarif edebiliriz: “Ağacı uzun kes, demiri kısa kes.” Bir ağacın kısa kesilmesi durumunda onun uzama ihtimali yoktur ama demir kısa kesildiğinde ısıtılıp dövülerek istenildiği kadar uzatılabilir.[16]

            Demirin kısaca Türk inançlarındaki yerine ve önemine değinmek gerekirse; kamlar ve onlara ait başlıkların kenarları demirden yapılmaktadır. Bu daha çok Kuzey ve Kuzey Batı Sibirya’da geyik elbiselerine örnek olarak bir kam başlığında, başlığın kenarlarının ve önündeki hotozun demirden yapılmış olması gösterilebilir.[17] Abdülkadir İnan: “Tarihin bildiği devirden beri Türklerin yaptıkları büyük fütuhatta en mühim rol oynayan iki sanatları olmuştur. At yetiştirme ve madencilik, bilhassa demircilik.[18] Bu bağlamda Firdevsi, Şehname’sinde Zal’a, Türklerle savaşa giden oğlu Rüstem’e Türkleri şöyle anlatır:

“ (…) Bayrakları zırhları siyah demir,

Bilekleri ve külahları demirden,

Sen yeryüzü demir diyeceksin.

Süngüleri havada bir zırh sayacaksın,

Yer ve dağ demir oldu diyeceksin”[19]

Bu durum her ne kadar savaş teknolojisini gösteriyor gibi görünse de Türk kültürü içerisinde bu noktadan hareketle farklı bir anlam kazanmıştır. Şöyle ki, kimi Türk toplulukları ant içecek olduklarında demire olan saygılarından dolayı kılıç üzerine yemin etmişlerdir. Buna delil olarak da Kırgız, Yabaku, Kıpçak ve diğer Türk boylarında bir söz verildiğinde demiri ulamak için önlerine koyarlar ve “sözünde durmazsan kılıç kanına bulansın öcünü alsın.” anlamında bir söz söylerlerdi.[20]

            Türk tarihinde demircilik ile ilgili olarak kullanılan en eski ifadelerden biri M.Ö. 1022 yılına ait Çince bir kayıtta geçen King Luk kelimesi yani "satır" veya "bıçak" anlamına gelen eski Hunca bir sözcüktür.[21] Yine, Fr. Hirt, M.Ö. 47 yılına ait bir kaynakta da bu sözün Türkçede “iki yüzlü bıçak” anlamında kullanıldığını, bugün kullanılan “kingirlik” kelimesinin ilk Türkçe kelimelerden birisi olduğunu belirtmiştir.[22]

Tarihin en eski çağlarından itibaren madencilik yapan Bozkırlı Türkler çağına göre yüksek harp sanayiine sahip olmuşlardır. Bu üstünlükte en önemli etken demir ve demiri işleyebilme yetisidir. Zira demir işleyicilik madencilikte son nokta olarak kabul edilir. Nitekim demirden önce bakır, bronz, ve altın işleyiciliğinin ilk ikisine taş devrini aşan hemen her kültürde tesadüf edilirken; Afanasyevo kültür çevresine dahil  Minusinsk ve Altay bölgelerindeki buluntu yerlerinde M.Ö  3000’lerden kalma bakırdan yapılmış bıçak, biz ve teller, küpe ve diğer süs eşyaları ele geçirilmiştir. Andronovo kültür döneminde ise Altaylarda adeta bir altın endüstrisi hüküm sürmüştür.[23]

            Arapların “hakiki Türk” (al-turk al-haqîqî) dedikleri Hakanlı Türkler (al-turk al-hâqâniya) kendilerini menşe itibariyle bir demirci millet olarak tanımış ve hükümdarları demirciliği tes’id etmiş ve demircilik sayesinde esaretten ve zulmetten kurtulduklarına inanmışlardır. Doğu Türkistan’da Barhan mevkiindeki madenleri Kaşgarlı Mahmud Çinlilerin işlettiği ocaklar olarak tanıtıyorsa da, Tanrı Dağları, Altay, Ural ve Sayan dağlarında bulunan eski madenler hakkında bunların ancak yerli kavimler yani yerli Türkler tarafından işletildiği rivayet olunmaktadır.[24] Ayrıca Hintlilerin M.Ö. 4. asra kadar uzanan rivayetlerine bakıldığında demirin Hindistan’a kuzeyden yani Türkili’nden getirildiği belirtilmektedir.[25] Bunun dışında İran destanları, Türkleri en eski çağlardan beri “çeliğe bürünmüş” millet olarak ifade ediyor ki, bu durumda Türk kavimlerinin tarihi devirlerde yaptığı demirciliği tarihten önceki zamanlarda dahi yapıp geliştirdiği bir sanat olarak kabul edebiliriz.[26] Nitekim bu noktada kurganlarda bulunan buluntuların dışında Leningrad Ermitaj Müzesi’nde muhafaza edilen çekiç tutmuş bir maden işçisini temsil eden küçük bakır heykelcik ile çok sayıdaki küçük çekiçler ise bu durumu daha bir açıklar niteliktedir.[27]

 

(Ermitaj Müzesi’nde “Kışlık Saray” adlı alandaki Türk buluntularının bir görünümü)[28]

Sarı Irmak Kıyısındaki Türk Heykelleri

            Çin’in Shanxi Eyaleti’nin Pujin Geçiti adı verilen bölgesinde gün yüzüne çıkarılan ve de heykeller çağının ötesindeki bir mühendislik bilgisine işaret eden, 721-724 yıllarına tarihlenen demirden heykeller Sarı Irmağın her iki yakasını birbirine bağlayan köprünün doğu ayağı olarak tasarlanmıştır.[29] Toplamda 300 ton ağırlığında olan heykellerden önde bulunan seyis figürlerinden soldakinin Türkleri (fotoğrafta bize yakın olan), sağdakinin ise Uygurları, onların arkasında kalanlarınsa Tibetli ve Han Çinlileri temsil ettiği ileri sürülmüştür. [30]

(Köprü üzerindeki heykeller)[31]

 

Pujin Köprüsü’nün demir ayakları sanatsal yetkinlik bakımından çağının ötesinde özellikler sergilemektedir. Gerçekçi görünümüyle 360 metrelik bir köprüyü taşıyan ve de tarih kitaplarında “Demir Boğalar” adıyla anılan bu heykeller “Muhteşem Tang Dönemi”nin en önemli eserleri arasında sayılmaktadır.[32] Günümüzde batı ayağı ile ilgili bir çalışmanın yapılmadığı köprüyle ilgili olarak kaynaklar en az üç tane daha heykelin yapıldıkları alanda gömülü olmaları gerektiğini göstermektedir. Başlarındaki seyis heykellerinin ise kimler olduğu halen bir merak konusudur.[33] Nitekim eski Çince kaynaklardan Tongdian’da Pujin Köprüsüyle ilgili şu bilgileri okuyoruz: “Tabgaç döneminde Hedong ilçesinde, yüzer köprü yapılmıştı; bundan beş yıl sonra köprüyü savunmak için (burada) bir kale kurulmuştu. Kaiyuan 12 (724) yılında nehrin iki kıyısında doğu-batı kapıları açılmış, her ikisinde de demirden dörder boğa ve adam yapılmıştı. Boğalara bağlı 3 metre (uzunluğundaki) demir direkler yerin altına giriyordu ve sayıları toplam on altı idi.[34]

Bu bölgeyi ve doğal olarak köprüyü önemli kılan ise güneye gidildikçe aşılmaz bir hâl alan Sarı Irmak ve de  eski başkentlere en yakın geçit olmasındandır.[35] Ayrıca estetik biçim ve yetkinlik açısından Çin tarzından çok farklıdır.[36] Zira bu noktada yapıyla alâkalı en ayrıntılı bilgiyi veren Zhang Yüe’nin kaleme aldığı  “Methiye” adlı metin dikkatle incelendiğinde  Zhang Yüe’nin anlattıklrından farklı bir anlam çıkmaktadır. Zhang Yüe: “Kaiyuan 12. Yılı (724) Hükümdar (Xuanzong) bu (haberi) duyduğuna çok sevindi ve ‘bunu bir düşeneyim’ dedi. Ardından, sonuna kadar düşündü, halka çok yardım dağıtıldı, yorulmak nedir bilmeyen pek çok elçi görevlendirildi; (o sırada) şahsıma da (bu methiyeyi yazma) vazifesi tevdi edildi…[37] Zhang Yüe’nin kaleme aldığı metnin yukarıda alıntıladığımız bizim için ilgili kısmından anlaşılacağı üzere Tang hükümdarı köprünün yapılacağı haberini başkasından duyar, uzun uzadıya düşünür elçiler görevlendirir ve neticede de heykeller arasına bir de Çinli heykel katar. Bu heykellerin sıradan kişiler olmadığı açıktır fakat kaynaklar heykellerin kimi anlattığı hakkında bilgi vermemektedir.[38]

 

(Uygur Figürü)                                                   (Kök-Türk Figürü)

 

 

 

(Tibetli Figürü)                                                                 (Çinli Figürü)[39]

 

Bunun dışında Eski Tang Tarihi’ndeyse yüzer köprü ve demir boğaların yapımına hiç rastlanmayışı ilginçtir.[40] Bu bilgi, Tang Hanedanı’nı ortadan kaldırmak gayesiyle kendi hanedanını ilân eden Wu Zeitan -Çin tarihindeki “tek kadın imparator”dur ve-  onun soyundan gelenler çoğunlukla Pujin bölgesinde yaşadıklarından ve de bu dönem içerisinde Kapgan Kağan’ın Wu Zeitan ile olan yazışmalarından hareketle Tang Hanedanı’nın asli soyu olan Li ailesini kendisine dost bildiği ve iktidardan uzaklaştırılmış olan bu aileyi tekrar iktidara getirmek için uğraşmış olmasıyla beraber Xuanzong Li Longji’nin başa geçiş sürecindeki belirsizliklerle Kang Dai-bin’in “Altı İl Kalkışması” bir arada düşünülüp değerlendirildiğinde demir heykelleri kimin yapmış olabileceği sorusu belirli bir çevreye oturmaktadır.[41] Bu noktada Çin kaynaklarındaki sessizlik, aradan geçen 1300 yılda söz konusu heykeller üzerine heykelleri kimin yaptırdığına ve heykellerin kimi temsil ettiğine dair yanıtlar bulmak için kaynakların üzerine gidilmemiş olması şaşırtıcıdır.[42] Nitekim 1755 tarihli kalıp baskı bir eser olan Puzhou Kayıtları’nda “köprüyü Tang hükümdarının donattığı” bilgisi yer almaktadır. Zira demir köprü yapılmadan evvel söz konusu alanda birbirine bağlanmış sandallarla elde edilen bir köprü vardı. Köprü rüzgârdan ve ırmağın taşkınlarından olumsuz etkilendiğinden hem kalıcı olması, hem sağlam olması, hem de her sene yapılan ve yüksek meblağların harcanmasına sebep olan onarım çalışmalarından kurtulmak için inşa edilen demir köprü anlatılırken Çince metinlerde “döküm” ifadesi geçmektedir. Oysa Tang hükümdarına atfen “donatı” ibaresinin geçmiş olması demir köprüden önceki durumu yani sıralı ahşap tekneleri işaret eden bir durumdur. Kaynaklar her ne kadar boğalar için “döküldü” ibaresini kullansalar ve de Methiye içerisinde köprünün “yüz usta” tarafından yapıldığı belirtilse de bu yüz ustanın kimler olduğuna dair herhangi bir bilgi yoktur.[43] Bu bağlamda Puzhou Kayıtları: “(Nehrin) doğusunda ve batısında dörder tane  (boğanın yanında) birer çoban onları çekmektedir. Batı taraf Chaoyi’dir (hanedan toprağı). Anlatılana göre, doğu kıyısındaki boğalar aslında beş tanedir.[44] Diğer yandan gene aynı kayıtlarda Türk soyundan gelme Hun Jian’e atfedilen bir cümlede  “… Ayrıca Hun Jian, Xianning Wang Beyi olarak Hezhong’u ele geçirdiğine (göre demir heykeller), bunu yapanların kendi marifetlerinin nişanesidir, (demir heykellerin yapılışı hükümdar) Xuanzong sebebiyle değildir…” demektedir. [45] Bu kayıt, Methiye metninde geçen “hükümdar bunu duyduğuna çok sevindi” cümlesini anlaşılır kıldığı gibi, yapının Tang estetiğinden neden farklı olduğunu ve de kaynaklarda Çinlilerin neden yapıyı sahiplenmeyip sessiz kaldıklarını açıklar gözükmektedir.[46] Chaoyi ilçesinin tarihinin derlendiği kayıtlarda: “… Bir defasında sular yükseldiğinde (buranın) yerli halkı (turen!) nehri kontrol altında tutmak (ve köprüyü sağlamlaştırmak) için demirden boğalar yapmışlardır. (İşte) bu yüzden (köprü) batmaz…”[47]bize köprüyü kimlerin yaptığı konusunda bir fikir vererek Türkleri işaret etmektedir.

 

Sonuç

 

         Türklerin demir madenlerini işleme noktasında tarihe düşen kayıtların aktarılmasının ardından değinilen Pujin Köprüsü ve köprü hakkında bilhassa köprüyü yapanların kimler olduğunu açıklamayan yahut bu düzlemde açıktan bilgiler vermeyen Çin kaynaklarında geçen veriler irdelenerek ve de dönemin olayları göz önünde tutulup, heykellerdeki üslubun Çin üslubundan uzaklığı dikkate alınarak söz konusu heykellerin Türkler tarafından yapıldığı sonucuna ulaşılmış ve bu durumun da yapmış olduğumuz bu  çalışma içerisinde verilmeye çalışıldığı üzere Türklerin demir işlemedeki hünerleri ve görece diğer toplumlara nispetle bu alandaki üstünlüğü gösterilmek istenmiştir.

 

 

KAYNAKÇA

 

 

ELİADE, Mircea, Çev: Mehmet Emin Özcan, Demirciler ve Simyacılar, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2003.

 

KAFESOĞLU, Prof. Dr. İbrahim, Türk Milli Kültürü, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2017.

 

KIRİLEN, Gürhan, Bilge Kağan Zamanında Sarı Irmak Kıyısında Türk Heykelleri (721-724), Gece Kitaplığı, Ankara, 2017.

 

ROUX, Jean-Paul, Çev: Aykut Kazancıgil,  Türklerin Tarihi Pasifik’ten Akdeniz’e 2000 Yıl, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2015.

 

TIZLAK, Doç. Dr. Fahrettin, “Osmanlılardan Önce Türklerde Madencilik”, Türkler, C. 7, s. 407-414.

 

TOGAN, Ord. Prof.  Dr. A. Zeki Velidî, Umumî Türk Tarihine Giriş, Enderun Yayınları, İstanbul, 1981.

 

TÜRKMEN,  Fikret-Ferah TÜRKER, “Geleneklerde ve İnançlarda Demir”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, C. XIV, S. I, s. 1-8.


İnternet Kaynakları

Iron Ore Distribution: World and India, Neo Stencil, Sayfada tarih belirtilmemiş,

KIRİLEN, Gürhan, “Sarı Nehrin Kıyısında Türk Heykelleri: 1300 Yıllık Bir Köprü Projesi”, Çin Hakkında Her Şey, 24 Mayıs 2016,

http://www.cinhh.com/sari-nehrin-kiyisinda-turk-heykelleri-1300-yillik-bir-kopru-projesi/ (Son erişim: 04.01.2019).

Özel Pazırık Bölümü/Ermitaj Müzesi, onturk.org, 25 Eylül 2015,

Top Iron Ore Producing Countries In The World, World Atlas, 25 Nisan 2017,




[1] Top Iron Ore Producing Countries In The World, World Atlas, 25 Nisan 2017,

[2] Top Iron Ore Producing Countries In The World, World Atlas, 25 Nisan 2017,

[3] Jean-Paul Roux, Çev: Aykut Kazancıgil,  Türklerin Tarihi Pasifik’ten Akdeniz’e 2000 Yıl, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2015, s. 50.

[4] Mircea Eliade, Çev: Mehmet Emin Özcan, Demirciler ve Simyacılar, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2003, s. 26.

[5] Doç. Dr. Fahrettin Tızlak, “Osmanlılardan Önce Türklerde Madencilik”, Türkler, C. 7, s. 407.

[6] Tızlak, a.g.m., s. 407.

[7] Iron Ore Distribution: World and India, Neo Stencil, Sayfada tarih belirtilmemiş,

[8] a.g.m., s. 407.

[9] a.g.m., s. 407.

[10] a.g.m., s. 408.

[11] a.g.m., s. 408.

[12] a.g.m., s. 409.

[13] a.g.m., s. 409.

[14] a.g.m., s. 409.

[15] a.g.m., s. 409.

[16] a.g.m., s. 409.

[17] Fikret Türkmen; Ferah Türker, “Geleneklerde ve İnançlarda Demir”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, C. XIV, S. I, s. 4.

[18] Türkmen; Türker, a.g.m., s. 4.

[19] a.g.m., s. 4.

[20] Tızlak, a.g.m., s. 408.

[21] Türkmen; Türker, a.g.m., s. 6.

[22] a.g.m., s. 6.

[23] Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2017, s. 307.

[24] Ord. Prof.  Dr. A. Zeki Velidî Togan, Umumî Türk Tarihine Giriş, Enderun Yayınları, İstanbul, 1981, s. 29.

[25] Togan, a.g.e., s. 30.

[26] Togan, a.g.e., s. 31.

[27] Tızlak, a.g.m., s. 407.

[28] Özel Pazırık Bölümü/Ermitaj Müzesi, onturk.org, 25 Eylül 2015,

 [29] Gürhan Kırilen, Bilge Kağan Zamanında Sarı Irmak Kıyısında Türk Heykelleri (721-724), Gece Kitaplığı, Ankara, 2017, s. 19.

[30] Kırilen, a.g.e., s. 19.

[31] Gürhan Kırilen, “Sarı Nehrin Kıyısında Türk Heykelleri: 1300 Yıllık Bir Köprü Projesi”, Çin Hakkında Her Şey, 24 Mayıs 2016,

http://www.cinhh.com/sari-nehrin-kiyisinda-turk-heykelleri-1300-yillik-bir-kopru-projesi/ (Son erişim: 04.01.2019).

[32] Kırilen, Bilge, s. 20.

[33] a.g.e., s. 22.

[34] a.g.e., s. 29.

[35] a.g.e., s. 27.

[36] a.g.e., s. 31.

[37] a.g.e., s. 33.

[38] a.g.e., s. 36.

[39] Gürhan Kırilen, “Sarı Nehrin Kıyısında Türk Heykelleri: 1300 Yıllık Bir Köprü Projesi”, Çin Hakkında Her Şey, 24 Mayıs 2016,

http://www.cinhh.com/sari-nehrin-kiyisinda-turk-heykelleri-1300-yillik-bir-kopru-projesi/ (Son erişim: 04.01.2019).

[40] Kırilen, Bilge, s. 56.

[41] a.g.e., s. 56.

[42] a.g.e., s. 58.

[43] a.g.e., s. 60.

[44] a.g.e., s. 61.

[45] a.g.e., s. 62.

[46] a.g.e., s. 62.

[47] a.g.e., s. 63.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Şairliği Hayata, Yarını Bugüne, Küçük İnsanı Büyük İnsana Tercih Eden Şair: Orhan Veli/ÖZGÜR VİRLAN

     Şair yaratılışı her ne kadar çalışmasına olanak tanımasa da genç yaşta PTT Genel Müdürlüğünde memuriyete başlayan Orhan Veli, sıkıcı olduğu kadar yaşamın kendisi olan “Süleyman Efendi”ye olan uzaklığı karşısında, “Şairlik ile memuriyetin bağdaşmayacağını gördüm. Şairliği tercih ettim.   Mizacım beni buna mecbur etti.” [1] diyerek büyük adamlara sırt dönüp kendini bulduğu yere, sıradan insanın yanına gitmiştir. Bu gidişte muhakkak ki Ankara Lisesindeki öğretmenleri Ahmet Hamdi Tanpınar, Rıfkı Melûl Meriç, Halil Vedat Fıratlı, Yahya Saim Ozanoğlu gibi isimlerden ders alırken [2] gene bu dönemlere rastlayan ilk şiirlerini yazmaya başlaması etkili olmuştur. Nitekim daha Ankara Lisesi’nde okurken tanıştığı Oktay Rifat ve Melih Cevdet’le beraber 18 sayı çıkarttıkları “Sesimiz” dergisi Garip hareketinin ilk adımları olmuştur. [3] Başlarda klâsik tarzda şiirler yazan Orhan Veli bu döneminde Ahmet Haşim, Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Muhip Dıranas, ...

Frederic Gros'un "Yürümenin Felsefesi" Üzerine/Özgür VİRLAN

       Tüm duyularımızın bir bütün olarak aynı anda çalıştığı tek eylemdir belki de yürümek. Yürürken istemsizce düşünür, duyar, görür, hisseder, koklar ve tadarız. Kışın bir tohum olarak hayallerimize ektiğimiz mutluluğu yürürken baharın güneşinde hisseder, içimize çektiğimiz havanın tadını bile farklı algılarız. Bu yüzden   “yürümek spor değildir”   diye başlar Frederic Gros,   Yürümenin Felsefesi   kitabına.      Nihayetinde  “Spor teknik, kurallar, puanlama ve rekabet meselesidir, durmadan öğrenmeyi ve çalışmayı gerektirir; duruşları tanımak, doğru hareketleri bir araya getirmektir. Doğaçlama ve yetenek sonra gelir. Spor skor tutmaktır: Hangi sıralamadasın? Zamanlaman ne? Sonuç ne? Tıpkı savaşta olduğu gibi, kazanan ve kaybeden ayrımı burada da mevcuttur. Sporla savaş arasında, savaşta onura, sporda utanca dönüşen bir benzerlik bulunur: rakibe duyulan saygı, düşmana duyulan nefret… Spor marka ve imaj tüketicilerinin üşüştüğ...