ÖZ
Tarihin
en eski devirlerinden itibaren madenleri çıkarıp işlemesini bilen Türkler
demiri işleyerek bir çok alet edevat yapmışlardır. Bu aletlerden bilhassa
dönemin savaş teknolojisi kapsamında yapılan savaş aletlerinden başka sanatsal
anlamda da eserler vermişlerdir. Bu eserlerden bir tanesi de bir kısmı halen
gün yüzüne çıkarılmamış olan Pujin Köprüsü heykelleridir. Sarı Irmak üzerine
inşa edilen ve 8. yüzyıla tarihlenen köprünün ırmak sularının taşması ve
debisinin yükselip köprüyü parçalamasının önüne geçmek amacıyla köprünün iki
bacağına demir heykeller koyup demir zincirlerle bağlayarak köprünün sağlam bir
temel üzerinde durmasını amaçlayan bu yapı döneminin bayındırlık hizmetlerinin
geldiği noktadan ziyade Türk demir işlemeciliği açısından son derece önemli bir
göstergedir.
Giriş
Dünya demir üretiminde
2015 yılı itibariyle; Çin, Avustralya, Brezilya ve Hindistan’ın ardından
beşinci sırada yer alan Rusya Federasyonu[1] 2015 yılında çıkardığı 112 milyon tonluk
demire olanak sağlayan demir cevherinin bulunduğu bölge Merkez Federal
Bölgesi, Ural ve Sibirya bölgeleri
olarak dikkat çekmektedir.[2] Bu noktada Jean-Paul Roux’un,
Türkleri yerleştirdiği alanı anımsadığımızda, bilinmeyen bir tarihte
Avrasya’nın kuzey bölgelerinin en uç doğu noktaları[3], bize geçmişte eski
Türklerin demircilik ile ilgilenmiş olabilme ihtimalini düşündürtmektedir. Bu
düzlemde Mircea Eliade: “Demirci öncelikle
demiri işleyen biridir ve göçebelik hali –çünkü sürekli ham metal bulmak,
sipariş almak için sürekli yer değiştirir- sayesinde başka halklarla içli dışlı
olur. Demirci; mitolojileri, ayinleri ve metalürji sırlarını yayan başlıca kişi
haline gelmiştir.”[4] ifadesiyle günümüz dünyasının demir
madenlerinin çıkarıldığı haritaya bir göz atıp Türklerin tarihi coğrafyalarını
düşündüğümüz vakit bu durumun bir ihtimalden ziyade tarihi bir olguya doğru
evrildiğini görürüz. Nitekim Altay Dağlarının çeşitli noktalarında rastlanan
maden ocakları Türklerin geçmiş devirlerde topraktan madeni çıkarabildiğine ve
de madenleri eritip onlara şekil vererek istediği eşyaya dönüştürmüş
olabileceğine işaret etmektedir.[5] Türk ülkelerinde eski
dönemlerde işletilmiş bırakılmış çok sayıdaki maden ocağı kalıntısı Türklerin
madenleri sadece işlemediğini aynı zamanda başka milletlere satmış
olabileceğini de gösterir durumdadır.[6]
(Dünya
üzerinde demir üretim miktarlarına göre madenlerin dağılımını gösteren harita)[7]
Türklerde
Demir Madenciliği
Türkler,
her kültürde görülen bakır, bronz, altın işlemeciliği sonrasında ulaşılan ve
son safha olarak kabul edilen demircilik aşamasına diğer toplumlardan çok daha
önce geçmiştir.[8]
Günümüzde, artık demirciliğin Türkler tarafından tesis edilip, bütün dünyaya
buradan yayıldığı bilinmektedir. Nitekim Altay Dağları’nın kuzey kısımlarında
yaşayan Türk boyları demircilikleriyle ünlenmişlerdir. Zira; Altay, Ural ve
Sayan dağlarında eski Türkler tarafından işletilmiş olan maden ocaklarında
bulunan demir aletler ve silâhlar bu durumu kanıtlar niteliktedir. Keza bunun
bir göstergesi olarak 17. yüzyılda Ruslar bu bölgeyi ele geçirdiklerinde burada
yer alan dağlara “Demirciler Aladağı”,
burada kurmuş oldukları şehre de “Demircikent”
adını vermişlerdir. Ayrıca eski Türk, Çin ve Arap kaynakları Türklerin
atalarını “demirci” olarak belirtir.[9] Yine demircilik Türk
destanlarına kadar girmiştir. Bu bağlamda dağlar arasında çoğalıp sıkışan
toplulukların buradan çıkabilmek için bir geçitteki demir madenini eritip
çıktıkları bilinmektedir. Nitekim bu destan da, Ergenekon Destanı, bir
demircinin “Ben bir yer gördüm, orada
demir madeni var… Eğer onu eritirsek yol buluruz.” sözleri demir dağı
eritilerek dış dünyaya açılan yol bulunmuştur. Ayrıca bu olayın da Türk
toplulukları arasında bir bayram olarak sayılması adet olmuştur. Türk
dünyasında kurtuluş günü olarak da kabul gören bu günün anısına her yıl ateşte
kızdırılan bir demir parçasını önce hanlar, sonra beylerin dövmesi bir gelenek
sayılmıştır.[10]
Ergenekon Destanı ile hem milli Türk sanatı olarak demircilik, hem de yapılan
tören ile dini anlamda bir içerik oluşmuştur. Bundan başka olarak Manas Destanı’nda
demir ve demirciye ait konuların işlendiğini biliyoruz. Bu konuda, Manas’ın her
sefere çıkışından önce demircisine gidip kılıçlarını ona biletip, silâhlarını
ona tamir ettirmesi örnek olarak verilebilir.[11]
Kök-Türkler
zamanında demirciliğe baktığımızda bu devleti kuran Bumin Kağan ve İstemi Kağan’ın
kabilelerinin sanatlarının demircilik olduğunu belirtebiliriz. Ayrıca
Kök-Türkler, Kırgız ülkelerinin güney batı bölümünde yaşayan boylarının, Türk
ilinde yer alan en iyi çelik cevherini çıkartıp işlemiş ve dış ülkelere
satmışlardır. Yine Kök-Türklere ait Türeyiş Destanı içerisinde Kök-Türklerin
Altay Dağları civarında demir işleriyle uğraştıkları bilgileri mevcuttur. 568
yılında Kök-Türk ülkesine yola çıkan Bizans heyeti Soğd ülkesinde mola
verdiklerinde yanlarına gelen Kök-Türkler kendi ülkelerinde çokça olduğunu
söyledikleri demir eşyaları onlara satmaya çalışmışlardır. Keza bu bilgi Çin
kaynakları tarafından da doğrulanmaktadır.[12]
Uygurlara
baktığımızda ise onlar sadece üretim boyutu ile değil, ürettiğini dış ülkelere
satma noktasında da madencilikle bilhassa demircilikle uğraşmışlardır. Nitekim
Moğollar çelik işlemesini bilmedikleri için demir silâhlarını ve kılıçlarını
Uygur Türklerinden karşılamışlardır.[13] Çünkü Uygur Türkleri
genel olarak madencilikte özellikle de demir çelik alanında ustalaşmışlardır.[14]
Bahsettiğimiz
bu madencilik faaliyetleri çok eski devirlere tarihlenmektedir. Zira bir
araştırmacı, Ömer Kemal Ağar, Türklerin madencilik faaliyetlerini M.Ö 7000’lere
tarihlemekte ve de Altay Dağlarında bu
dönemden kalma birçok maden ocağı ile izabe fırınlarını delil olarak
göstermektedir.[15]
Bu aktarılan bilgilerden sonra kültürümüzün en derin noktalarına kadar işleyen
demirciliği kültürümüzde yer alan şu sözle tarif edebiliriz: “Ağacı uzun kes, demiri kısa kes.” Bir
ağacın kısa kesilmesi durumunda onun uzama ihtimali yoktur ama demir kısa
kesildiğinde ısıtılıp dövülerek istenildiği kadar uzatılabilir.[16]
Demirin
kısaca Türk inançlarındaki yerine ve önemine değinmek gerekirse; kamlar ve
onlara ait başlıkların kenarları demirden yapılmaktadır. Bu daha çok Kuzey ve Kuzey
Batı Sibirya’da geyik elbiselerine örnek olarak bir kam başlığında, başlığın
kenarlarının ve önündeki hotozun demirden yapılmış olması gösterilebilir.[17] Abdülkadir İnan: “Tarihin bildiği devirden beri Türklerin
yaptıkları büyük fütuhatta en mühim rol oynayan iki sanatları olmuştur. At
yetiştirme ve madencilik, bilhassa demircilik.”[18] Bu bağlamda Firdevsi,
Şehname’sinde Zal’a, Türklerle savaşa giden oğlu Rüstem’e Türkleri şöyle
anlatır:
“
(…) Bayrakları zırhları siyah demir,
Bilekleri
ve külahları demirden,
Sen
yeryüzü demir diyeceksin.
Süngüleri
havada bir zırh sayacaksın,
Yer
ve dağ demir oldu diyeceksin”[19]
Bu durum her ne kadar savaş teknolojisini gösteriyor
gibi görünse de Türk kültürü içerisinde bu noktadan hareketle farklı bir anlam
kazanmıştır. Şöyle ki, kimi Türk toplulukları ant içecek olduklarında demire
olan saygılarından dolayı kılıç üzerine yemin etmişlerdir. Buna delil olarak da
Kırgız, Yabaku, Kıpçak ve diğer Türk boylarında bir söz verildiğinde demiri ulamak
için önlerine koyarlar ve “sözünde
durmazsan kılıç kanına bulansın öcünü alsın.” anlamında bir söz
söylerlerdi.[20]
Türk
tarihinde demircilik ile ilgili olarak kullanılan en eski ifadelerden biri M.Ö.
1022 yılına ait Çince bir kayıtta geçen King Luk kelimesi yani "satır"
veya "bıçak" anlamına gelen eski Hunca bir sözcüktür.[21] Yine, Fr. Hirt, M.Ö. 47
yılına ait bir kaynakta da bu sözün Türkçede “iki yüzlü bıçak” anlamında
kullanıldığını, bugün kullanılan “kingirlik” kelimesinin ilk Türkçe
kelimelerden birisi olduğunu belirtmiştir.[22]
Tarihin en eski
çağlarından itibaren madencilik yapan Bozkırlı Türkler çağına göre yüksek harp
sanayiine sahip olmuşlardır. Bu üstünlükte en önemli etken demir ve demiri
işleyebilme yetisidir. Zira demir işleyicilik madencilikte son nokta olarak
kabul edilir. Nitekim demirden önce bakır, bronz, ve altın işleyiciliğinin ilk
ikisine taş devrini aşan hemen her kültürde tesadüf edilirken; Afanasyevo
kültür çevresine dahil Minusinsk ve
Altay bölgelerindeki buluntu yerlerinde M.Ö 3000’lerden kalma bakırdan yapılmış bıçak, biz
ve teller, küpe ve diğer süs eşyaları ele geçirilmiştir. Andronovo kültür
döneminde ise Altaylarda adeta bir altın endüstrisi hüküm sürmüştür.[23]
Arapların
“hakiki Türk” (al-turk al-haqîqî) dedikleri Hakanlı Türkler (al-turk al-hâqâniya)
kendilerini menşe itibariyle bir demirci millet olarak tanımış ve hükümdarları
demirciliği tes’id etmiş ve demircilik sayesinde esaretten ve zulmetten
kurtulduklarına inanmışlardır. Doğu Türkistan’da Barhan mevkiindeki madenleri
Kaşgarlı Mahmud Çinlilerin işlettiği ocaklar olarak tanıtıyorsa da, Tanrı
Dağları, Altay, Ural ve Sayan dağlarında bulunan eski madenler hakkında
bunların ancak yerli kavimler yani yerli Türkler tarafından işletildiği rivayet
olunmaktadır.[24]
Ayrıca Hintlilerin M.Ö. 4. asra kadar uzanan rivayetlerine bakıldığında demirin
Hindistan’a kuzeyden yani Türkili’nden getirildiği belirtilmektedir.[25] Bunun dışında İran
destanları, Türkleri en eski çağlardan beri “çeliğe bürünmüş” millet olarak
ifade ediyor ki, bu durumda Türk kavimlerinin tarihi devirlerde yaptığı
demirciliği tarihten önceki zamanlarda dahi yapıp geliştirdiği bir sanat olarak
kabul edebiliriz.[26] Nitekim bu noktada
kurganlarda bulunan buluntuların dışında Leningrad Ermitaj Müzesi’nde muhafaza
edilen çekiç tutmuş bir maden işçisini temsil eden küçük bakır heykelcik ile
çok sayıdaki küçük çekiçler ise bu durumu daha bir açıklar niteliktedir.[27]
Sarı
Irmak Kıyısındaki Türk Heykelleri
Çin’in
Shanxi Eyaleti’nin Pujin Geçiti adı verilen bölgesinde gün yüzüne çıkarılan ve
de heykeller çağının ötesindeki bir mühendislik bilgisine işaret eden, 721-724
yıllarına tarihlenen demirden heykeller Sarı Irmağın her iki yakasını birbirine
bağlayan köprünün doğu ayağı olarak tasarlanmıştır.[29] Toplamda 300 ton
ağırlığında olan heykellerden önde bulunan seyis figürlerinden soldakinin
Türkleri (fotoğrafta bize yakın olan), sağdakinin ise Uygurları, onların
arkasında kalanlarınsa Tibetli ve Han Çinlileri temsil ettiği ileri
sürülmüştür. [30]
(Köprü
üzerindeki heykeller)[31]
Pujin Köprüsü’nün demir
ayakları sanatsal yetkinlik bakımından çağının ötesinde özellikler
sergilemektedir. Gerçekçi görünümüyle 360 metrelik bir köprüyü taşıyan ve de
tarih kitaplarında “Demir Boğalar” adıyla anılan bu heykeller “Muhteşem Tang Dönemi”nin en önemli
eserleri arasında sayılmaktadır.[32] Günümüzde batı ayağı ile
ilgili bir çalışmanın yapılmadığı köprüyle ilgili olarak kaynaklar en az üç
tane daha heykelin yapıldıkları alanda gömülü olmaları gerektiğini
göstermektedir. Başlarındaki seyis heykellerinin ise kimler olduğu halen bir
merak konusudur.[33]
Nitekim eski Çince kaynaklardan Tongdian’da Pujin Köprüsüyle ilgili şu
bilgileri okuyoruz: “Tabgaç döneminde
Hedong ilçesinde, yüzer köprü yapılmıştı; bundan beş yıl sonra köprüyü savunmak
için (burada) bir kale kurulmuştu. Kaiyuan 12 (724) yılında nehrin iki
kıyısında doğu-batı kapıları açılmış, her ikisinde de demirden dörder boğa ve
adam yapılmıştı. Boğalara bağlı 3 metre (uzunluğundaki) demir direkler yerin
altına giriyordu ve sayıları toplam on altı idi.”[34]
Bu bölgeyi ve doğal
olarak köprüyü önemli kılan ise güneye gidildikçe aşılmaz bir hâl alan Sarı
Irmak ve de eski başkentlere en yakın
geçit olmasındandır.[35] Ayrıca estetik biçim ve
yetkinlik açısından Çin tarzından çok farklıdır.[36] Zira bu noktada yapıyla
alâkalı en ayrıntılı bilgiyi veren Zhang Yüe’nin kaleme aldığı “Methiye”
adlı metin dikkatle incelendiğinde Zhang
Yüe’nin anlattıklrından farklı bir anlam çıkmaktadır. Zhang Yüe: “Kaiyuan 12. Yılı (724) Hükümdar (Xuanzong)
bu (haberi) duyduğuna çok sevindi ve ‘bunu bir düşeneyim’ dedi. Ardından,
sonuna kadar düşündü, halka çok yardım dağıtıldı, yorulmak nedir bilmeyen pek
çok elçi görevlendirildi; (o sırada) şahsıma da (bu methiyeyi yazma) vazifesi
tevdi edildi…”[37] Zhang Yüe’nin kaleme
aldığı metnin yukarıda alıntıladığımız bizim için ilgili kısmından anlaşılacağı
üzere Tang hükümdarı köprünün yapılacağı haberini başkasından duyar, uzun
uzadıya düşünür elçiler görevlendirir ve neticede de heykeller arasına bir de
Çinli heykel katar. Bu heykellerin sıradan kişiler olmadığı açıktır fakat
kaynaklar heykellerin kimi anlattığı hakkında bilgi vermemektedir.[38]
(Uygur Figürü)
(Kök-Türk Figürü)
(Tibetli
Figürü)
(Çinli Figürü)[39]
Bunun dışında Eski Tang
Tarihi’ndeyse yüzer köprü ve demir boğaların yapımına hiç rastlanmayışı
ilginçtir.[40]
Bu bilgi, Tang Hanedanı’nı ortadan kaldırmak gayesiyle kendi hanedanını ilân
eden Wu Zeitan -Çin tarihindeki “tek kadın imparator”dur ve- onun soyundan gelenler çoğunlukla Pujin
bölgesinde yaşadıklarından ve de bu dönem içerisinde Kapgan Kağan’ın Wu Zeitan
ile olan yazışmalarından hareketle Tang Hanedanı’nın asli soyu olan Li ailesini
kendisine dost bildiği ve iktidardan uzaklaştırılmış olan bu aileyi tekrar
iktidara getirmek için uğraşmış olmasıyla beraber Xuanzong Li Longji’nin başa
geçiş sürecindeki belirsizliklerle Kang Dai-bin’in “Altı İl Kalkışması” bir
arada düşünülüp değerlendirildiğinde demir heykelleri kimin yapmış olabileceği
sorusu belirli bir çevreye oturmaktadır.[41] Bu noktada Çin
kaynaklarındaki sessizlik, aradan geçen 1300 yılda söz konusu heykeller üzerine
heykelleri kimin yaptırdığına ve heykellerin kimi temsil ettiğine dair yanıtlar
bulmak için kaynakların üzerine gidilmemiş olması şaşırtıcıdır.[42] Nitekim 1755 tarihli
kalıp baskı bir eser olan Puzhou Kayıtları’nda “köprüyü Tang hükümdarının donattığı” bilgisi yer almaktadır. Zira
demir köprü yapılmadan evvel söz konusu alanda birbirine bağlanmış sandallarla
elde edilen bir köprü vardı. Köprü rüzgârdan ve ırmağın taşkınlarından olumsuz
etkilendiğinden hem kalıcı olması, hem sağlam olması, hem de her sene yapılan
ve yüksek meblağların harcanmasına sebep olan onarım çalışmalarından kurtulmak
için inşa edilen demir köprü anlatılırken Çince metinlerde “döküm” ifadesi geçmektedir. Oysa Tang hükümdarına atfen “donatı” ibaresinin geçmiş olması demir
köprüden önceki durumu yani sıralı ahşap tekneleri işaret eden bir durumdur.
Kaynaklar her ne kadar boğalar için “döküldü”
ibaresini kullansalar ve de Methiye içerisinde köprünün “yüz usta” tarafından yapıldığı belirtilse de bu yüz ustanın kimler
olduğuna dair herhangi bir bilgi yoktur.[43] Bu bağlamda Puzhou
Kayıtları: “(Nehrin) doğusunda ve
batısında dörder tane (boğanın yanında)
birer çoban onları çekmektedir. Batı taraf Chaoyi’dir (hanedan toprağı). Anlatılana
göre, doğu kıyısındaki boğalar aslında beş tanedir.”[44] Diğer yandan gene aynı
kayıtlarda Türk soyundan gelme Hun Jian’e atfedilen bir cümlede “…
Ayrıca Hun Jian, Xianning Wang Beyi olarak Hezhong’u ele geçirdiğine (göre
demir heykeller), bunu yapanların kendi marifetlerinin nişanesidir, (demir
heykellerin yapılışı hükümdar) Xuanzong sebebiyle değildir…” demektedir. [45] Bu kayıt, Methiye
metninde geçen “hükümdar bunu duyduğuna
çok sevindi” cümlesini anlaşılır kıldığı gibi, yapının Tang estetiğinden
neden farklı olduğunu ve de kaynaklarda Çinlilerin neden yapıyı sahiplenmeyip
sessiz kaldıklarını açıklar gözükmektedir.[46] Chaoyi ilçesinin
tarihinin derlendiği kayıtlarda: “… Bir
defasında sular yükseldiğinde (buranın) yerli halkı (turen!) nehri kontrol
altında tutmak (ve köprüyü sağlamlaştırmak) için demirden boğalar yapmışlardır.
(İşte) bu yüzden (köprü) batmaz…”[47]bize
köprüyü kimlerin yaptığı konusunda bir fikir vererek Türkleri işaret
etmektedir.
Sonuç
Türklerin demir madenlerini işleme noktasında tarihe düşen kayıtların aktarılmasının ardından değinilen Pujin Köprüsü ve köprü hakkında bilhassa köprüyü yapanların kimler olduğunu açıklamayan yahut bu düzlemde açıktan bilgiler vermeyen Çin kaynaklarında geçen veriler irdelenerek ve de dönemin olayları göz önünde tutulup, heykellerdeki üslubun Çin üslubundan uzaklığı dikkate alınarak söz konusu heykellerin Türkler tarafından yapıldığı sonucuna ulaşılmış ve bu durumun da yapmış olduğumuz bu çalışma içerisinde verilmeye çalışıldığı üzere Türklerin demir işlemedeki hünerleri ve görece diğer toplumlara nispetle bu alandaki üstünlüğü gösterilmek istenmiştir.
KAYNAKÇA
ELİADE, Mircea, Çev: Mehmet Emin Özcan, Demirciler ve Simyacılar, Kabalcı
Yayınevi, İstanbul, 2003.
KAFESOĞLU, Prof. Dr. İbrahim, Türk Milli Kültürü, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2017.
KIRİLEN, Gürhan, Bilge
Kağan Zamanında Sarı Irmak Kıyısında
Türk Heykelleri (721-724), Gece Kitaplığı, Ankara, 2017.
ROUX, Jean-Paul, Çev: Aykut Kazancıgil, Türklerin
Tarihi Pasifik’ten Akdeniz’e 2000 Yıl, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2015.
TIZLAK, Doç. Dr. Fahrettin, “Osmanlılardan Önce Türklerde Madencilik”, Türkler, C. 7, s.
407-414.
TOGAN, Ord. Prof.
Dr. A. Zeki Velidî, Umumî Türk
Tarihine Giriş, Enderun Yayınları, İstanbul, 1981.
TÜRKMEN, Fikret-Ferah TÜRKER, “Geleneklerde ve İnançlarda Demir”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, C. XIV, S. I, s. 1-8.
İnternet Kaynakları
KIRİLEN,
Gürhan, “Sarı Nehrin Kıyısında Türk Heykelleri: 1300 Yıllık Bir Köprü Projesi”,
Çin Hakkında Her Şey, 24 Mayıs 2016,
http://www.cinhh.com/sari-nehrin-kiyisinda-turk-heykelleri-1300-yillik-bir-kopru-projesi/ (Son erişim: 04.01.2019).
[3] Jean-Paul Roux, Çev: Aykut Kazancıgil, Türklerin
Tarihi Pasifik’ten Akdeniz’e 2000 Yıl, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2015, s.
50.
[4] Mircea Eliade, Çev: Mehmet Emin Özcan, Demirciler ve Simyacılar, Kabalcı
Yayınevi, İstanbul, 2003, s. 26.
[5] Doç. Dr. Fahrettin Tızlak, “Osmanlılardan Önce Türklerde
Madencilik”, Türkler, C. 7, s. 407.
[6] Tızlak, a.g.m., s. 407.
[8] a.g.m., s. 407.
[9] a.g.m., s. 407.
[10] a.g.m., s. 408.
[11] a.g.m., s. 408.
[12] a.g.m., s. 409.
[13] a.g.m., s. 409.
[14] a.g.m., s. 409.
[15] a.g.m., s. 409.
[16] a.g.m., s. 409.
[17] Fikret Türkmen; Ferah Türker,
“Geleneklerde ve İnançlarda Demir”, Türk
Dünyası İncelemeleri Dergisi, C. XIV,
S. I, s. 4.
[18] Türkmen; Türker, a.g.m., s. 4.
[19] a.g.m., s. 4.
[20] Tızlak, a.g.m., s. 408.
[21] Türkmen; Türker, a.g.m., s. 6.
[22] a.g.m., s. 6.
[23] Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Ötüken Neşriyat,
İstanbul, 2017, s. 307.
[24] Ord. Prof. Dr. A. Zeki Velidî Togan, Umumî Türk Tarihine Giriş, Enderun
Yayınları, İstanbul, 1981, s. 29.
[25] Togan, a.g.e., s. 30.
[26] Togan, a.g.e., s. 31.
[27] Tızlak, a.g.m., s. 407.
[30] Kırilen, a.g.e., s. 19.
[31] Gürhan Kırilen, “Sarı Nehrin Kıyısında
Türk Heykelleri: 1300 Yıllık Bir Köprü Projesi”, Çin Hakkında Her Şey, 24 Mayıs 2016,
http://www.cinhh.com/sari-nehrin-kiyisinda-turk-heykelleri-1300-yillik-bir-kopru-projesi/ (Son erişim: 04.01.2019).
[32] Kırilen, Bilge, s. 20.
[33] a.g.e., s. 22.
[34] a.g.e., s. 29.
[35] a.g.e., s. 27.
[36] a.g.e., s. 31.
[37] a.g.e., s. 33.
[38] a.g.e., s. 36.
[39] Gürhan Kırilen, “Sarı Nehrin Kıyısında
Türk Heykelleri: 1300 Yıllık Bir Köprü Projesi”, Çin Hakkında Her Şey, 24 Mayıs 2016,
http://www.cinhh.com/sari-nehrin-kiyisinda-turk-heykelleri-1300-yillik-bir-kopru-projesi/ (Son erişim: 04.01.2019).
[40] Kırilen, Bilge, s. 56.
[41] a.g.e., s. 56.
[42] a.g.e., s. 58.
[43] a.g.e., s. 60.
[44] a.g.e., s. 61.
[45] a.g.e., s. 62.
[46] a.g.e., s. 62.
[47] a.g.e., s. 63.
Yorumlar
Yorum Gönder